21 Şubat 2016 Pazar

Rakı ve Meze Üzerine ufak bir şeyler..

Bugün pazar.. Bugün insanların iş hayatından, depresyonlarından, sıkıntılarından arınma günü. yıllardır böyle gelmiş böyle gider. fakat benim için bu pazar öyle olmadı. sabah geç uyandım, muazzam bir kahvaltı yaptım, trt sporda ptt 1.lig maçlarını izledim ve aklımda akşam rakı mı içsem hüznü vardı. evet rakı içecektim ama yıllardır hep dostlarla içtiğim için yalnız rakı içme kültürü henüz bende yer etmemişti. tabi yalnız ve evde tek başına rakı içmek hiç kolay değildir.. rakı benim için sevgiliyle, dostlarla, ev halkıyla, sağlam mezelerle, güzel yemeklerle içilen ve tabi ki de zeki müren, müzeyyen senar, türk sanat müziğinin olduğu muazzam bir kusursuzluğun eseri olan bir içkiydi... 

evet evdeydim, tek başımaydım, rakı içmek istiyordum. rakının yanında ne iyi gider diye düşündüm bir an. aklıma kalamar geldi, tereyağlı karides geldi, haydari geldi, acı ezme geldi vs. fakat dolabı bir açtım aklıma yatan ve beni tek tatmin edebilecek ezine az yağlı tulum peynirini fark ettim. ulan ben rakıyı sadece peynirle içecek kadar ne yaşadım dedim. evet o kadar çok şey yaşadım ki yıllardır bu eksikliği fark edememişim...

yani diyeceğim o ki, evde yalnızsanız, dertliyseniz, canınız rakı içmek istiyorsa ve fazla becerikli olmayıp meze işine girmiyorsanız, sadece bir peynir ve zeki müren yetebiliyor rakı içmek için...

17 Ekim 2012 Çarşamba

Sert Bir Gün

Bir anda bulunduğu odada jeff buckley'den ''forget her'' şarkısının o melankolik melodisini duymaya başladı. Oturduğu sandalyesinin arkasına yaslanıp, gözlerini yavaş yavaş kapatmaya başladı. Hatırladığı bir sonbahar akşamından siyah beyaz görüntülerdi. Şık, modern ve fazla tedirgin olduğundan mıydı bilinmez kendini tanıyamıyordu. Orada olması gerektiğini ve kendisini oraya getiren duyguyu çok iyi biliyordu. Gün ve gece arasında kalan birçok zaman diliminde, sadece o bir kaç saatti mutluluk kaynağı. Oturdukları tahta masanın şık ve modern bir şekilde dizayn edilişi, kapitalist sistemin bir oyunu muydu, yoksa duyguları mı fazla bencildi insanların.. Ama o anda başka şeyler düşünüyordu. Düşünmesi gerekenleri. Ayrıca takvim ve saat onun için pek tabii çok önemliydi. Gayri ihtiyarı, göz ucuyla farkında olmadan takvime baktığında, ayın 21'i ve 23'ü arasındaki gündü..Sert bir gündü..

9 Ekim 2012 Salı

Günler Geçmeden, Geçiyor Günler

Bazen geriye dönmek istersin, ileriyi göremeden. Geçen süre zarfında fazlaca düşünmen yeterli olmuştur, düşlerini yitirmene. Düşünmekten çok bireyin kendisiyle imtihanıdır aslında bu. 
Derin bir boşluğun içinde olmak, karanlık ve çıkışı bulunmayan yolun başlangıcıdır. Ama her zaman karanlık için üretilmiş bir el fenerinin varlığına inanmak, evde unutulan herhangi bir eşyadan da bir farkı yoktur. Ve şimdi bir yıl öncesine dönmek demek, elimde bir fenerimin olması ve fazlasıyla düşünme hakkımın olabilmesiydi..
Ayrıca, Kendini güvence altına alan kişinin, düşünmeye ihtiyacı vardır..

28 Eylül 2012 Cuma

Uzun süre önce varmıştık bunun farkına. Daha o zamanlar 1-2 kişi dışında hiç kimse fark etmemişti bu durumu. Belki de böyle olmasının bizde yarattığı boş vermişlik hali en iyisiydi..Böyle düşünceler her zaman mutlu etmişti.

Henüz daha o zamanlar kaybedilen şeylerin kıymeti de bilinememişti. Kaybedilen bir çok şeyin yerini alan ve açılmış yaraların üstüne yara bandı görevi yapan bazı şeylerin de varlığına inanmak, belki de en büyük yaraların tekrardan açılmasına neden olmuştur. 

10 Temmuz 2012 Salı

(-) ''Hayatında yaşadığın her acı olaya anlam yüklemeye çalışıyorsun'' dedi ve ardından devam etti, ''Anlam yüklemeden de zorlukların üstesinden gelebilirsin, ya da daha kolay unutursun. Birazda bunu denemelisin..''


(+) ''Peki yaşadığın her acı olay bir öncekini hatırlatmaz mı?''


(-) ''Evet hatırlatır, bu duruma zamanla alışır ve anlam yüklemeye başlarsın. Şu anda yaptığın gibi..''

11 Mayıs 2012 Cuma

Genelleme güzel bir önyargıdır

Toplum baskısının en şiddetli ve en yoğun hissedildiği şu günlerde, yön sorunuyla karşı karşıya kalıyor insan. Toplum içerisinde gayri ihtiyari bulunan birey, toplumun bir parçası olabilmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Aslında yapmak istedikleri ve yoğun çabaları, zaten toplum içerisinde demoralize edilerek bireyi saygı duymaya itiyor. Bir yandan yönünü belirlerken, diğer taraftan çıkmaz sokağa yönlendiriliyor. 

Sadece ve sadece toplum için yaşayabilmiş ve hayallerini toplumun bir parçası olarak kafasından atıp ideallerini karanlığa itiyorsa, ciddi bir sorun var demektir. 



                       Christopher MCcandless (Alexander Supertramp) 1968 - 1992
                                                                          

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Gecenin rengi


Gecenin rengi kırmızıdır aslında, denizin kahverengi olduğu gibi. 
Gece lambasından saçılan ışıkların rengi, denize yansıdığı sırada, tüm şehrin denizin üstünde olduğuna inanıyor. Şehirde bulunan herhangi bir rengin yansıması ise çok şiddetli oluyor. Daha sonra, aslında gecenin de kırmızı olduğunu fark ediyor insan. Şöyle bir denize baktığı zaman.


Tüm bunların ardından denizin kahverengi olmasının nedenini ise, bulunduğu odanın tavanında ki kahverengiden kaynaklandığına inanmak bile istemiyor...